|
IŞIĞIN YANSIMASI SORUYOR: NERDE ELLERİN
Onlar ışığa sevdalı beş genç insan.
Işık korkusunun yaygınlaştığı, böcekler misali ışıktan kaçanların çoğaldığı bir dünyada onlar, içlerinde biriken ışığı, söz ve müzikle buluşturup, insanlara yolluyorlar.
Onların ışığı yansıtmalarında ozanların soluğu var. Orhan Veli'nin savaşa giden sarı saçlı çocuğu için kaygılanıyorlar. Melih Cevdet Anday'ın ölümsüz dizeleriniden yola çıkarak Rosenbergler'in hüznünü müziğe taşıyorlar. İlginçtir ki tam bu dönemde Rosenberglerin suçsuzluğu ortaya çıkıyor. Lavinya yalanlar isterse , Özdemir Asaf'la birlikte yalanlar da söylüyorlar ama asıl Hasan Hüseyin'le birlikte soruyorlar bu güzel ülkenin insanlarına: Nerde Ellerin? Çünkü biliyorlar ki, sorular sormak hayatı bereketli kılar. Sorular sormak insanı, kendi içine gizlenir olmaktan kurtarır. Sorular sormak insanı gerçek yaşama döndürür.
Yüzyıllar öncesinden Karacaoğlan'ın sesini Anadolu rock formatıyla günümüze aktarırken , insanın üç değişmez derdi bir kez daha gündeme geliyor: ayrılık, yoksulluk ve ölüm. Ardından 17. yüzyıl İngiliz köylüleriyle birlikte "Kazıcıların Türküsü"nü söylüyorlar, yine rock formatına uyarlayarak, bu kez doğası gereği İngiliz saunduna yakın. Sıra soft bir parçaya geliyor "Gün doğarsa denizlerin üstünden dalgalarla", Afşar Timuçin'in dalgalarını müziğin akışında hissederek dinliyorsunuz bu parçayı da. Sıra geldi bir kez daha Orhan Veli'yle bu kez "Hürriyet'e Doğru" açılmaya. Ve hemen ardından insan doğasına aykırı bir yaşamın dayatılmasına , 70'ler ve günümüz saundunu harmanlayarak karşı çıkıyorlar. Son parçada Afşar Timuçin'in güllerin çocuk yüzlü durgun güzelliğine benzettiği Özgürlüğü anlatıyorlar kuşların kanatlarında, öylesine duru ve akıcı. Ve bir parçalarında insanın her şeyden önce kendi gücüne güvenmesi gerektiğini vurguluyorlar.
Kısaca onların müziğinde hüznüyle, sevinciyle, umuduyla, direnciyle hayatın ta kendisi var. Müzikleri de hayatın kendisi gibi, hüzünlü, umutlu ve sevgi dolu, protest; gerektiğinde yalın, gerektiğinde daha karmaşık, gerektiğinde sert, gerektiğinde yumuşacık, ama her zaman melodik bir zenginliği içererek
Murat Özyüksel'in yıllardır Siyasi Tarih profesörü olmasının getirdiği birikimleri diğer tutkusu müziğe aktarmış olması... Solistleri Ali Erenus'un doğa vergisi güçlü ve insanın içini titreten sesini kurallarına uygun olarak kullanabilmek amacıyla yıllarca Bilkent Üniversitesi Şan Bölümü'nde dirsek çürütmesi... Elektrik gitarda Ayhan Orhuntaş 'ın bir yandan akademik eğitimini tamamlarken virtiözitesini geliştirip, müzikal birikimini iyi bir aranjörlük boyutlarına kadar taşıması...Barlas Çevikus'un bas gitar tutkusunu rock müziğin gelişimi ve teorik boyutuyla bütünleştirip müzikal çokyönlülüğe sahip olması... Tüm bu unsurlar onların soft rock ile rock arası gidip gelen, ama herkesin zevkle dinleyebileceği bir çizgide kıvam tutturmuş saundlarının ortaya çıkışının temel nedenleri olsa gerek.
Geçmişi ve bugünü sorgulayarak geleceğe yönelttikleri rock baladlarını, dinlemeye ve onlarla birlikte söylemeye ne dersiniz?
|