-
Ertuğrul Memed Koç
Eveet geldik en zor bölüme, bir işin zorluğu başlayana kadardır, özünün çok da gerçekçi olmadığı gün gibi aşikar:) Gelelim sorunumuza; kişi kendini nasıl anlatır? Haydi başlayalım bakalım, ne çıkacak bahtımıza. Özellikle Ayhan arkadaşımın yazısının yarısına geldiği düşünülürse, artık başlasam da sizi bu sıkıntıdan kurtarsam.Efendiim bendeniz; İzmir’in Bornova ilçesinde 1977 yılının Ocak ayında teşrif etmiş dünyaya. İlk 10 yılın çok da anlatılacak bir şeyi yok tabiiki:) yani ilk davul atağımı 2,5 yaşında atmamışım. Bu zaman zarfında gerçekleşen kayda değer olaylar ise; İstanbul, İzmir ve Ankara arasında ailecek mekik dokuyuşumuz, o dönemlerde yaşıtlarıma oranla çok daha iyi resim çizmem ve yaz aylarını sürekli yüzme okullarında geçirmemdir.
İstanbulda ilkokula başladım ve 5 sene içinde 3 okul değiştirdim sonra gelsin anadolu lisesi ve kolej imtihanları. Bu süreçten, kendimi Saint Benoit’ kapağı atmış olarak çıktım ki bundan gayet memnunum. Bu arada artık resimin ve yüzmenin yerini başka bir uğraş almıştı, o da basketbol oynamaktı. Biraz gönülsüz olarak başlamış olsam dahi sonradan hayatımdaki en önemli yerlerden birini uzun süre işgal etti. Gene bu sıralarda müzikle ilgileniyordum ama sadece yeni başlamış bir dinleyici olarak. Hatırladığım kadarıyla kafamdaki tek düşünce iyi ve tanınmış bir basket oyuncusu olmaktı o sıralar, dolayısı ile bagetler gözümde davulcu sopası olmaktan öteye geçememişti. İttire kaktıra orta okulu bitirdiğimde ise davul çalma ve bir Ertudrul_Bira_Kgrup kurma ideali basketin bir adım önüne geçmişti bile. 8. sınıfın sonunda evde koltuk ve kartonlardan yaptığım davullarla dinlediğim gruplara eşlik etmeye çalışıyordum ve basket defterini kapatmıştım.
Lisede, bana kardeşim kadar yakın dostum Boran ve onun liseden sınıf arkadaşı Kerem ile bir rock grubu kurduk. Ben de artık biraz biraz davul çalmaya başlamıştım, daha sonra bize gene Boran ve Kerem’in lise arkadaşı Emre katıldı. Grubun adı Spark’tı. Lise bittiğinde grubumuz dağılmıştı ve ben de kendimi İ.Ü. Su Ürünleri’nde bulmuş oldum. Valide hanım ve peder beyin arkadaşları olan bir grupta (Göçebe) bar programlarında çalmaya başlamıştım, ancak bu tür bana, o zamana kadar çok yabancıydı ve başlarda zorlanmadığımı söylesem yalan olur:) Bu arada ilginçtir ki fakültenin en az yarısı dalışla uğraşıyordu vee birden ben de o ilgili yarımın içine dahil olarak ilk dalış brövemi 1. sınıfın yazında sınıf arkadaşlarmdan oluşan 10 kişilik bir grupla aldım. Bu arada ayıptır söylemesi; bizim fakülte biraz küçüktür ve hemen hemen herkes birbirini tanır. 2. sınıfa devam ederken, konser ve organizasyon işlerinde yetenekli Emrah adındaki arkadaşım bana ilginç bir teklifle geldi; Işığın Yansıması’nın da dahil olduğu bir konser planlamaktaydı, ancak davulcuları müsait değildi. Bana bu konserde onlara eşlik edip edemeyeceğimi sordu, ben de seve seve kabul ettim zira lise grubum dağıldığından beri hiç rock çalmamıştım. Murat hoca ile tanıştık ve bana gruba dahil olmayı isteyip istemeyeceğimi sordu, ben de seve seve kabul ettim. O konser hiç yapılmadı ama işte böyle buldum kendimi grupta. 3 senedir beraber devam ediyoruz yola
Ertuğrul Memed KOÇ
-
Barlas Çevikus
Barlas Çevikus, Işığın Yansıması’nın bas gitar elemanı olmasının haricinde, toplumun gelişmesi ve müreffeh bir düzeye ulaşması için de çeşitli çalışmalar yapmaktadır. Işığın Yansıması’na katılmadan önce, “King White” adlı rock grubuyla birlikte Türkiye’nin ilk rock albümlerinden biri olan “Bad Badder Baddest”ı yayınlamıştır. Günümüzde ise, perakendecilik sektörüne yönelik olarak yayın yapan “Retail News” ve insan kaynakları yönetimine yönelik hazırlanan “İnsan” adlı aylık dergilerin Yayın Yönetmenliği ve Editörlük görevlerini üstün bir başarıyla yürütmektedir (bu alanda henüz ödül kazanamamıştır).
Barlas Çevikus ayrıca, İngilizce’den Türkçe’ye çeviri yaparak memleketin muassır medeniyetler seviyesine ulaşmasına katkıda bulunmaktadır. Yayınlanmış çevirileri arasında Kutsal Fahişeler – Heaven’s Harlots, Miriam Williams (Varlık Yayınları) / Define Adası – Treasure Island, R. L. Stevenson (Remzi Kitabevi) / Arzın Merkezine Seyahat – Journey to the Center of the Earth, Jules Verne (Remzi Kitabevi) / Gurur ve Önyargı – Pride and Prejudice, Jane Austen (Remzi Kitabevi) sayılabilir. Dost Kitabevi Yayınları tarafından Omon Ra – Omon Ra, Victor Pelevin çevirisi yayına hazırlanmaktadır. Bunların yanı sıra Barlas Çevikus, Dost Kitabevi Yayınları adına editörlük çalışmaları da yapmaktadır.- Son derece Fenerbahçeli’dir. Oynanan karşılaşmalarda alan ne olursa olsun Fenerbahçe’yi tutmasının yanı sıra, herhangi bir Galatasaray maçında da Galatasaray’ın rakibini destekler. (Bu durumdan dolayı Juventus, Chelsea, Sturm Graz, Barcelona vb. gibi Barlas_Renk_Duvar_Ktakımları geçmişte desteklemiştir.) Barlas Çevikus, renkleri sarı-kırmızı olduğu için Shell’den benzin almaz ve Mc Donald’s’da yemez.
- Canlı performansta ve stüdyo kaydında Fender Jazz Bass (1968 model) kullanır. Biraz eski kafalı bir düşünce olduğunu kabul etse de, bildik ayak pedallarından kopamamaktadır. Sahnede Boss Compressor, Boss Equalizer, Boss Super Chorus pedallarını kullanır. Tercih ettiği sahne anfisi Trace Elliot’dur.
- Ağırlıklı olarak hard-rock ve heavy-metal dinler. Sevip saydığı topluluklar arasında Q-5, Iron Maiden, Rush, Creed, Live, Metal Church ve Blind Guardian, Deep Purple sayılabilse de, en sevdiği müzik adamı Billy Joel, en beğendiği müzik olayı da Jesus Christ Superstar rock operasıdır. Billy Joel ve Tom Jones’un dünyanın en iyi solistleri olduğuna inanır (bu konuda sabit fikirlidir ve kendisiyle kesinlikle tartışılamaz).
- “En beğendiği müzisyenler” şeklinde bir yaklaşıma sıcak bakmaz. Birden fazla kişinin yaptığı müziğin toplu olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünür ve müzisyenlerin, yapılan müziğin genel sound’una katkıda bulunmaları gerektiğine inanır. Bu durumda da, üretilen müziği değerlendirdiği için bireylerin gereğinden fazlasını yaparak müzisyenlik gösterisi uğruna olması gerekinin dışına çıkmalarını anlamlı bulmaz. Eğer bir değerlendirme yapması gerekirse, müzisyenlerin çıkan sound’a olan katkıları yönünde ele alınması gerektiğine inanır (bu konuda da sabit fikirlidir ve kenidisiyle tartışmak güçtür, karşı tarafı dinlemez).
-ideefixe.com, amazon.com, imdb.com, google.com, about.com, epinions.com en sevip saydığı web adresleridir ve kullanılmalarını şiddetle tavsiye eder.
-Zaman içinde ruh hali uygun olursa, bu sayfaya yeni ilaveler yapmaya söz vermiştir… Ayrıca bi ara kendisi için bi web sitesi hazırlayacaktır ve bu siteyi 2024 yılının 11 Mayıs’ında (doğum günü, tabii ki Boğa) açmayı planlamaktadır, ancak bikaç gün gecikebilir.
barlascevikus@netscape.net
-
Ayhan Ortuntaş
Gökyüzünün altında hep bir başına hissediyor kendini, sokaklarda yalnız, genellikle kalabalık yerlerde rastlıyorsunuz, çarpıp geçiyorsunuz belki de, aldırmıyor. O köydeki cocukluğunun yeşil çayırlarında yalınayak dolaşıyor. Üşüyor kendine benzeyen birini görünce. Sevdiklerini göğsüne bastırırken kırıyor ve uykuları kacıyor geceleri devirdiği çamları hatırladıkça. Ender olarak sabahları içinde anlamsız bir neşe ile uyanıyor. Türkü söyleyerek herşeyle eğleniyor. O an dünyayı değiştirebileceğine sonsuzca inanıyor. Bugüne dek yaptığı şeylere böyle sabahlarda başladı. Çocukken her sabahı böyleydi. Akşam olup gaz lambasının ışığına sığınınca o kadar börtü böceğin, kuşların nereye sığındığını, babasının gittiği yerden ne ile döneceğini merak ederdi. Baba getirdiği elmayı soyarken bir gün bu köyden kasabaya gideceklerini, herşeyin düzeleceğini anlatır o da kağıtlara hiç görmediği gemileri, taşıtları çizer, bisiklet hayali kurardı.
Bisiklete babası öldüğü gün bindirdiler (Burda ağlanacak). Kasabayı yatılı okula gelince gördü. Pazar günleri çarşı iznine devletin verdiği iğrenç renkli takım elbiselerle çıkar, bütün okul izinlerini sinemada geçirirdi. Beş film birden. Arzu Okay, Feri Cansel…. Ağabeyleri başka işlerle uğraşıyordu. Devrim kırdan mı başlayacak, kentten mi ? Çatışmalar, boykotlar… 79 yılında Kepirtepe öğretmen okulundan Gökçeada’ya sürgün edildi. Üniversite sınavına girenlere iki gün ada dışına cıkma izni veriyorlar diye bin lira borç bulup başvurdu. Sigaranın serbest olduğunu öğrenince sınava da girdi. Terleyen arkadaşlarını sigarasını tüttürerek izledi.
Bursa İ.T.İ. Akademisinde İktisat okurken matematik öğrenmesi zorunluluğunu farketti. Kamu yönetimi bölümünde okurken Murat Özyüksel’i tanıdı. Şeker gibi hocaydı. Okula mobiletle gelirdi, Pink Floyd’u sever ve gitar çalardı. Işıgın Yansıması konserleri başladı. İyiydik be..
Kaymakam filan olmadı. Gitar çaldı.
Bestelerini kaydetmek için stüdyo mevzularına daldı. Hala çıkamadı, çalıyor kaydediyor.
İstanbul’a geldi. Geride bıraktığı ailesinin dışında kimsenin umrunda olmadı. Neslihan’la bir çocuk yaptılar. İtiraf etmek gerekir, yaptıgı hiçbir müzik bu kadar güzel olmadı.
Işıgın Yansıması ile iki albüm dışında;
Kurtuluş -Akdeniz Rüzgarı
Cumhuriyetin Altın Yolu Belgeseli
Soner Olgun ile Whyet Kültür Dizisi – Ninnilerimiz
Murat Özyüksel ve Ali Erenus ile Demiryolları Belgeseli müziklerini yaptı.
Halen TRT için bir dizinin müziklerini hazırlıyor.
İngilizce bilmiyor.
-
Ali Erenus
1968 İstanbul doğumluyum. Galatasaray Lisesinin ortaokul yıllarında, okul orkestrasıyla başlayan keyifli uğraşılar, 17 yaşından itibaren, gece çalışmalarıyla birlikte, yavaş yavaş profesyonelliğe doğru kaydı.Değerli arkadaşlarımla beraber olmanın mutluluğunda, çeşitli guruplarda, solistlik yaptım, yarışmalara katıldım, dereceler aldım.
Güzel bir düş gibi geçen lise yıllarının ardından, müziği bir yaşam biçimi olarak seçmenin, zor ve dehşetli güzel yollarında buldum kendimi.
89 yılında, Bilkent Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi, şan bölümüne girdim. Şarkı söylemek konusunda ne kadar az şey bildiğimi ve doğru yolu gösteren değerli hocalarıma, kucak dolusu teşekkür.
90 yılında kurduğum “Fat Boys” gurubuyla, üniversite boyunca, kışın Ankara gecelerinde, yazın İstanbul’ da izleyicilerle buluştuk, farklı ortamlarda buluşmaya devam ediyoruz.
Beste ve söz çalışmaları beni kişisel bir albüm oluşturup, sesimi daha fazla insana duyurmaya ve prodüksüyon şirketlerine sürükledi. Bir türlü birbirimizi sevemedik. Ne ben onların istediği gibi olabildim, ne de onlar benim kadar müziğe değer verdi.
97 yılında sevgili Cem Karaca sayesinde, dostum Murat Özyüksel’ le tanışma fırsatı buldum. “Bir Çiçek Yılı” albümünün sıcaklığında başalayan ilişkiler, beni, üç pırılpırıl, doğru insanın yanına daha götürdü. Ayhan, Barlas, Ertuğrul ve tabiiki Murat, beni karşılıksız arkadaşlıklarıyla kucakladılar. Beraber yaptığımız kayıt ve konser çalışmalarında, lise yıllarından sonra içimde uyumaya başlayan “rock solistliği”, silkindi, serpildi.
Her şeyin büyük bir hızla kirlendiği ve yozlaştığı yaşamda, Işığın Yansıması’ nı bir keyif, bir pırıltı, bir nefes olarak görüyorum.
Ali Erenus
-
Murat Özyüksel
Uludağ Üniversitesi Müzik Kulübü danışmanlığını kabul ettikten kısa bir süre sonra, üniversitedeki görevime başlarken aldığım “müziği bırakmanın zamanıdır” kararının uygulanabilir olmadığını anladım. Zira müzik virüsü bir kez vücuduma gjrmişti ve fırsat bulduğu her durumda istediği tahribatı yapacaktı. Mesleğe başlarkenki kararımın nedeni ise, insanının aynı anda iki işle uğraşmasının verimini düşüreceği varsayımıydı. Şimdi anlıyorum ki , bu varsayım yanlıştı; kaldı ki doğru olsa bile virüs boş durmayacak bu kararımı zaten boşa çıkaracaktı. Zaten artık insanın nefes aldığı işlerle uğraşmasının total verimliliğini arttırdığının bilincindeyim. Üstelik bilim ve sanatla uğraşmanın birbirinden farklı değil , tam tersine istenirse birbirini tamamlayan süreçler olduğunu düşünüyorum. Demiryolları belgeselini yaparken Işığın Yansıması ile müziğini de gerçekleştirmemiz ve bu müziğin Rayların İzinde adıyla piyasaya çıkmak üzere olması ve bunun bir adım sonrasında gündemimize giren kitap ( Anadolu ve Bağdat Demiryolları) /belgesel (Demiryolları)/albüm(Rayların İzinde) projesi gibi.
Bu hain virüs hiç kuşkusuz İstanbul Erkek Lisesi yıllarında bulaştı. Konjonktür rock’un hem dünyada hem de Türkiye’deki altın yıllarına raslıyordu. Düşünebiliyormusunuz, Pink Floyd, Jethro Tull, Genesis, Black Sabbath, Crosby, Stills Nash and Young, Deep Purple, şimdiki Yusuf İslam o günlerde en güzel şarkılarını üretiyorlardı. Türkiye’de de Anadolu rock’un altın yıllarıydı. Üretkenliğe önem verilen bir dönemdi. Liselerarası müzik yarışmalarında bile şimdiki gibi en iyi şov yapan değil en iyi beste, düzenleme ve icra yapan gruplar yarışıyordu. Bizim lisenin de birbiri ardı sıra başarılı sonuçlar aldığı bu dönemde, bu tür bir katkıyı da bizim katıldığımız grup yapmıştı. O dönemde Türkiye ikincisi olan bestemin yeni versiyonunun “Bir Tren Yolculuğu” adıyla, Akkoyun düzenlemesinin ise aynı isimle Rayların İzinde’de yer alması, dönemin üzerimdeki etkisini göstermesi açısından önemli olsa gerek.
Liseden sonra tek profesyonel uğraşım; Cem Karaca ve Selda ile birlikte 50 günlük Bir Türkiye turnesinde yer almam. Ardından yukarda belirttiğim gibi müziği tümüyle bırakıp bilim adamı olma kararım, ardından müzik kulübü danışmanlığından, danışmanlığını yaptığım sevgili öğrencilerimle birlikte Işığın Yansıması’nın ilk konserlerine uzanan süreç. Ardından İstanbul’a dönüş ve Işığın Yansıması konserlerinde seslendirdiğimiz bazı parçalara yeni bestelerimi ekleyerek Ercüment Vural’ın düzenlemeleriyle Bir Çiçek Yılı Sonra albümü… Bu çalışma sürecinde Ali Erenus’la o dönem Ankara’da okumakta olması nedeniyle çok kısa ama bir şekilde kalıcı olacağını hissettiğim beraberliğimiz ve albümün en güzel parçalarından Günaydın Sabah… Barlas ile Murat’ın İstanbul’a gelişleri ve Işığın Yansıması’nı canlandırma girişimi sonucu ürettiğimiz Birdenbire albümü …
Ve sonunda geldik grubun en oturmuş ve en kalıcı olduğunu düşündüğüm ve umduğum son kadrosuna. Barlas’la grubu yeniden canlandırmaya karar verdiğimizde, aramıza Işığın Yansıması ‘nın ilk kadrosundan (yani kurucu elemanı) Ayhan Orhuntaş’ın ve en genç arkadaşımız sevgili Ertuğrul’un katılmalarıyla birlikte yeni saundu oluşturmaya başlamamız. Ardından İstanbul Erkek Lisesi’nin pilav gününde (mutlu bir tesadüf olarak eşi sevgili Özlem’in de bizim liseyi bitirmesi dolayısıyla) Ali ile yeniden karşılaşışımız , İstanbul’da olduğunu öğrenir öğrenmez gruba bu kez part time değil kadrolu olrak katılması önerimiz ve bu beşliyi oluşturduktan sonra o gün bugündür yaşadığımız acı tatlı anılar, provalar, Kamiloba günleri ve sonunda ortaya çıkardığımız Nerde Ellerin ile Rayların İzinde…
Işığın Yansıması yaşamımda önemli bir renk. Sanırım grubun diğer elemanları için de öyle. Yaşamın ağır geldiği konjonktürlerde bazen Epikuroscu anlamda bir sığınak (dostlar topluluğu)… Bazen de durumu daha da ağırlaştıran bir unsur. Bu negatif boyut; yapmak istediklerimiz ile bizim dışımızdaki koşullar arasındaki gerilimlerden kaynaklanıyor. İşin güzel tarafı Işığın Yansıması’nın hepimizden bağımsız bir tüzel kişilik olması…ne ben ne Ayhan ne Ali ne Barlas ne de Ertuğrul; saunduyla, duruşuyla, söyleyecek sözleriyle Işığın Yansıması o…Örneğin rock’un protest boyutunun herkes bilincinde, ama bunun dozu o tüzel kişiliğin elinde…Birçok bakımdan aynı paradigmada , birçok bakımdan da farklı insanlardan oluşmuş güzel bir birliktelik, farklı seslerden oluşan bir uyum yani armoni. Armoni kelimesi kanımca demokrasiyi en iyi açıklayan sözcük: çok seslilik ve uyum. Bu kuramı topluma da taşıyabilsek çok seslilikten korkulmaması tam tersine gerçek uyumun ancak bu şekilde sağlanabileceğini, tek sesin yoksulluğuna karşı çok sesin zenginliğini bir bilebilsek…