-
Rock'un Akademisyenleri
MİLLİYET – 20 MART 1998
EFKAN KULA
Bir profesör ve öğrencilerinden oluşan Işığın Yansıması, bir rock topluluğu. Grup, otoriteler tarafından geçtiğimiz yılın en iyi toplulukları arasında gösteriliyor.
Işığın Yansıması, gitarda Murat Özyüksel (40), vokalde Murat Durmaz (28), bas gitarda Barlas Çevikus (28) ve davulda Deniz Güngör’den (24) oluşuyor. Seyircilere “ışık üstünüzde olsun” diyerek selam veren grup, şu an l.Ü. iktisat Fakültesinde öğretini görevlisi olan Prof. Murat Özyüksel’in 1985′te Uludağ Üniversitesi’nde çalışırken öğrenciler tarafından oluşturulmak istenen bir müzik kulübü girişiminde, onlara yardım etmesiyle doğmuş.
Bir çiçek yılı sonra
Murat Özyüksel’in müzikal geçmişi de var. Lise yıllarında çeşitli gruplarla, üniversitede de bireysel çalışmalarla müziğe devam etmiş. Hatta o dönemde Cem Karaca, Selda Bağcan ile beraber bir turneye bile çıkmışlar. Özyüksel 1990′da istanbul’a döndükten sonra, Bursa’da Işığın Yansımasıyla yaptıkları şarkıları Ercüment Vural’ın düzenlemeleriyle “Bir Çiçek Yılı Sonra” adlı albümde toplamış. Murat ve Barlas da okulu bitirip İstanbul’a yerleşince, Işığın Yansıması yeniden canlanmış ve 1997 Haziranı’nda “Birdenbire” adlı son albümlerini çıkartmışlar. Deniz Güngör ise gruba bu arada katılmış.
“Birdenbire”de tüm müzikler Murat Özyüksel’in. Sözler ise Afşar Timuçin, Orhan Veli, Nazım Hikmet gibi İmzalara ait. Özyüksel, bu şiirlerin melodiyi hazırladığı inancında olduğu için böyle bir seçim yaptığını söylüyor. Bir de kullandığı şiirlerdeki estetik ve yaşama bakış açısı bu seçimde belirleyici olmuş.
Bir üniversite profesörünün bir rock grubunda çalması, hatta grubun kurulmasında ön ayak olması az görülmüş bir şey, Özyüksel, bunun insanlara değişik gelebileceğini ama müzik yaparken bu temayı öne çıkartmak istemediklerini söylüyor.
Grup kendilerini nasıl sunacaklarından çok, nasıl daha iyi müzik yapabilecekleri üzerine kafa yoruyor. Çünkü müzik piyasasının promosyon mantığına bulaşmak istemiyorlar. Özyüksel için, işin en güzel tarafı piyasa kaygılarından uzak, istedikleri müziği yapabilmeleri. “Salt müzisyen olsam, bu kadar özgür davranamazdım,” diyor.
Her şey birdenbire oldu
Işığın Yansıması, “Birdenbire” adlı albümünü yaptıktan sonra, albümle aynı adlı şarkıya bir de klip çekmiş. Müşfik Kenter’in “Her şey birdenbire oldu.” demesiyle başlayan klip birkaç kanal dışında pek gösterilme şansı bulamamış.
Özyüksel albümlerinin bir pop albümü gibi çok fazla satmadığını ama onlar kadar da çabuk tükenmediğini söylüyor. Onların albümlerinin her zaman sattığını görüşünde. Fark edilmeyi beklediklerini, çaldıkça da daha çok tanındıklarını söylüyor. “Birdenbire” ilk albüme göre daha fazla dinleyici bulmuş, üçüncü bir albümle bu grafiği yükseltecekleri inancındalar.
Grup, müzik yazarları tarafından 97′de yapılan bir müzik Üstesinde iyi birkaç isim arasında gösterilmiş. Işığın Yansıması’nın dinleyici profilini genel olarak gençler oluşturuyor. Yeterince popüler olmadıkları için organizasyon şansı bulamıyor ve turneye çıkamıyorlar. Bunun dışında verdikleri konserlerin iyi geçtiğini söylüyorlar. Özyüksel ayrıca Türkiye rock müziğinde gelişmeler olduğu inancında. Türkçe sözlü bestelerin artması onu sevindirmiş. Ama henüz rock müziğine uygun sözler yazılmaması ve Türkçe’nin de iyi kullanılmaması, eleştirdiği birkaç nokta. Işığın Yansıması, hiç yerli enstrüman kullanmıyor. Ama grup üyeleri gene de şarkılarında bir “buralılık” olduğu inancındalar. Gruptaki genç takım, Türkiye’de iyi müziğin halka sunulmamasından şikayetçi. Barlas, halkın beğenisi öne sürülerek pop müzik yapıldığını, aslında halkın sadece müzikte samimiyet istediğini söylüyor. Solist Murat, Türkiye’de pek çok alanda olduğu gibi müzikte de her şeyin tekrarlandığını, o yüzden farklı şeyler çıkmadığını, davulcu Deniz ise yurt dışındaki popüler müzik piyasasının da çok farklı olmadığını ama iyi müziğin önünün hep açık olduğunu söylüyor.
-
Akıntıya karşı duran müzik
YENİ YÜZYIL – AĞUSTOS 1997
Türkçe soft rock baladlarıyla dolu olan “Bir Çiçek Yılı Sonra” albümü, Bülent Ortaçgil’in “Bu Şarkılar Adam Olmaz” çalışmasından sonra su yüzüne çıkan bir başka benzer ama kaliteli bir ürün.Murat Özyüksel’in “Bir Çiçek Yılı Sonra” adını taşıyan albümü, kapağının içinde de yazdığı gibi alıştığımız türden bir çalışma değil. Afşar Timuçin’in şiirleri albümün liriklerinin çoğunluğunu oluşturuyor. Orhan Vefi’nin “Harbe Giden Sarı Saçlı Çocuk” isimli dizeleri de yine aynı adlı şarkıda karşımıza çıkıyor.
Murat Özyüksel 1993 yılında Ercüment Vural ile birlikte bir buçuk yıl süren bir çalışma sonucu “Bir Çiçek Yılı Sonra” albümünün ortaya çıkarttı. Ortalığı kasıp, kavuran bildik Türk pop albümlerine nazaran kesinlikle farklı olmayı amaçlamış bir çalışma, batı popçularında rastladığımız en klasik soundlar bu albümün içine yer, yer serpiştirilmiş. Örneğin “Yaşamak Alışmaktır” şarkısında hafif bir Jamaica esintisi bile bulmak mümkün. İkinci yüzün hemen başında yer alan “Harbe Giden Sarı Saçlı Çocuk” id,dialı başlayan ancak temposunu bir düşürüp, bir yükselten tabiri caizse biraz acayip bir şarkı. Buna rağmen Özellikle bu şarkının memleketimizde çok tutulması şansı var, ayrıca bu bestenin solisti olarak görünen Teoman Yakupoğlu’nun başarısının dikkate değer olduğunu belirtmekte fayda var. Fazlaca duyarlı olarak kaleme alınmış kapak içi yazıları başlangıçta içime bir korku salmıştı ancak daha sonra, kasetten yayılan mûsikiler yüreğime su serpti. Bülent Ortaçgil’in “Bu Şarkılar Adam Olmaz” benzeri, ortalıkta çok rastlanmayan bir kaset olan “Bir Çiçek Yılı Sonra” Türkçe rock dinlemek isteyenler için şimdiye değin yapılmış en iyi örneklerden biri. Zaman zaman 70′lerin soft rock baladlarına benzemesine karşın (bu türü sevmemem tamamiyle benim sorunum tabi, eğer siz seviyorsanız o zaman hiç mesele yok) bu albümün ferahlatıcı sakıza benzer etkisi olduğu kesin.
-
Ders Arası Rock
YENİ YÜZYIL – 29 AĞUSTOS 1997
ROŞAN KARAKAŞ
Siyasi tarih uzmanı Prof. Murat Özyüksel, öğrencileriyle birlikteliğini konser salonuna da taşıyor. Özyüksel’in iki öğrencisiyle kurduğu rock grup “Işığın Yansıması”, “Birdenbire” adlı ilk albümünü çıkardı.İstanbul- Siyasi tarih uzmanı Prof. Murat Özyüksel diğer akademisyenler gibi her gün istanbul Üniversitesi iktisat Fakültesi’nda derslere giriyor, ama onu diğer hocalardan ayıran, öğrencileriyle birlikteliğini konser alanlarına taşıması.
Derslerde pürdikkat anlatılanları dinleyen öğrenciler, daha sonra konser salonlarında Özyüksel’in çaldığı rock parçalara tempo tutuyor. Ozyüksel’in eski iki öğrencisiyle kurduğu rock grup “Işığın Yansıması”, “Birdenbire” isimli ilk albümünü geçtiğimiz günlerde çıkardı.
Uzun seneler müzikle ilgilendikten sonra akademisyenliği uğruna bir ara müzikten vazgeçen Özyüksel, ders verdiği Uludağ Üniversitesi’nde müzik kulübü başkanlığına getirilince gitarı yeniden eline almış. Ancak kısa bir süre sonra kulüp çalışmaları ilerleyerek sahneye taşmış, iki öğrencisi Murat Durmaz ve Barlas Çevikus’la “Işığın Yansıması” grubunu kurarak konserler vermeye başlamış.
Derslerde çok ciddi
Özyüksel ders verdiği öğrencileriyle diyalogunun müzikten önce de iyi olduğunu söylüyor: “Aradaki ilişki onlara nasıl yaklaştığınızla ilgili. Ben derslerde beklenileninin ötesinde ciddiyimdir. Ama öğrencilerle ilişkim dersle kalmıyor. Tabii ki bu ilişkiye derinlik kazandırıyor. Bir profesörün rock müzikle ilgilenmesi dışarıdan ilginç ve değişik görünebilir, ama ben bunu o kadar doğal yaşıyorum ki. Öğrenciler ise sadece ilk duyduklarında biraz şaşırıyorlar.”
Özyüksel akademisyen ve müzisyen kimliğinin birarada kullanılmasından ve “rock’çı profesör” tanımlamasından duyduğu rahatsızlığı ise, “Ben profesör olduğum için müzik yapmıyorum ki” diyerek dile getiriyor. Özyüksel’in İstanbul Üniversitesi’ne geçişiyle çalışmalarına ara veren grubun tekrar toparlanması ancak Murat ve Barlas’ın okullarım bitirip istanbul’a gelmesiyle mümkün olmuş.
Pop’a rock cilası
Bir süre barlarda çalan grubun çıkardığı “Birdenbire” isimli albümde müzik Murat Özyüksel’e ait, sözler ise Afşar Timuçin, Orhan Veli, Cahit Külebi, Nazım Hikmet’in şiirlerinden oluşuyor. Türkiye’de pop müziğin rock’la cilalandığını söyleyip 70′lerin rock müziğini tercih ettiklerini belirtiyorlar.
Rock müziğe bakış açılarını ise şu sözlerle anlatıyorlar: “Biz sağlam duruyoruz, topluma muhalif duran, protest bir tavrımız var ve biz klâsik rock yapıyoruz.”
-
Rockun Protest Profesörü
AKTÜEL – 16 TEMMUZ 1997
GÜNDEM – İNSAN
Özyüksel’in akademik kariyeri 17 yılı buluyor. 19′uncu07 yüzyıl başında demiryolları kanalıyla Almanlar’ın Ortadoğu’da nasıl yeni pazarlar, sömürgeler yarattığını incelediği çalışması doçentlik tezini oluşturmuş. Hicaz Demiryolu üzerine çalışması ise yayımlanmayı bekliyor.Önceleri “rock’çu akademisyen” imajından rahatsız olduğunu söylüyor Özyüksel. Eserleri yayımlanıp akademik ciddiyeti ortaya çıkınca rahatlamış.
İstanbul Üniversitesi iktisat Fakültesi’nin ek binasında, yıllardır sürgünde yaşayan Uluslararası İlişkiler bölümü öğretim üyeleri arasından son 10 yılda Türkiye’nin gündemine birçok renkli şahsiyet girdi. Profesör Toktamış Ateş Cumhuriyet ve Aktüel’de yazmaya başladıktan sonra, akademik unvanından sıyrılıp laik – antilaik geriliminde tarafları sağduyuya çağıran ılımlı bir misyonun sözcüsü oldu. Profesör Cemil Oktay, Cem Boyner’le birlikte YDH’nın kurucuları arasında yer aldı. En son Doçent Ufuk Uras, ÖDP hareketiyle muhaliflere seçenek sundu.
Şimdilerde aynı bölümden yeni bir akademisyen farklı portresiyle çıkıyor kamuoyunun önüne: Siyasi Tarih Profesörü Murat Özyüksel. Onun da söyleyecek sözü, misyonu var. Ama yöntemi farklı; müzik diliyle konuşuyor. Topluma sloganlar yerine Afşar Timuçin’in, Orhan Veli’nin, Özdemir Asaf in şiirleriyle, rock formundaki şarkılarıyla sesleniyor. Belki mesajı siyaseti seçen meslektaşları kadar hızlı değil, ama sağlam adımlarla dalga dalga yayılıyor.
Unutkan tarihçi
“Amatör ruhla, hiçbir kişisel fayda beklemeden sürdürülen bir uğraş bu” diyor Özyüksel. Bestelerinin ortaya çıkması, konserlerde seslendirilmesi, CD’lere kaydedilmesi hep çevresindeki müzik dostlarının desteğiyle, özverili yardımıyla olmuş. “Eğer istediğim ortamı, özgürlüğü bulmasaydım hiçbiri ortaya çıkmazdı.” Söylediklerine bakılırsa, bestelerinin ortaya çıkması, albümleri hep güzel rastlantıların ürünü.
Bilim dünyasında Özyüksel siyasi tarih uzmanı olarak tanınıyor. 19′uncu yüzyıl başında demiryolları kanalıyla Almanlar’ın Ortadoğu’da kendilerine nasıl yeni pazarlar, sömürgeler yarattığım incelemiş uzun süre. Çalışması doçentlik tezini oluşturmuş. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ekonomik ilişkiler üzerine yayımlanmış, Hicaz Demiryolu üzerine yayımlanmayı bekleyen çalışmaları var. Akademik kariyeri 17 yılı buluyor. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde başlamış, Bursa Uludağ Üniversitesi’nde devam etmiş. Son birkaç yıldır mezun olduğu okulda. Uluslararası İlişkiler bölümünde lisans, lisansüstü ve doktora programlarında “Siyasi Tarih,” “Siyasi Düşünce Tarihi,” “Ortadoğu Tarihi” ve “Avrupa ile Türkiye’nin Ekonomik Tarihi” olmak üzere dört ayrı dalda ders veriyor.
Akademik yaşamında tarihle bu kadar içice olan Özyüksel, özel yaşamındaki önemli tarihleri neredeyse silmiş. Yaşam öyküsünden bahsederken hiçbirini hatırlamadığı çıkıyor ortaya: “Tarihlerle başım pek hoş değil. Bir türlü aklımda tutamıyorum. Galiba 1990′ların başında doçent, iki yıl önce profesör oldum. Evlilik yıldönümü de hatırlamam. Eşim de aynı şekilde. Dostlar arayıp hatırlatır…” Durumu tarihlerden çok olayların önemine konsantre olmasıyla açıklıyor.
“Rock’çu doçent”
Özyüksel’in müzik kariyeri akademistliğinden daha eskilere uzanıyor. İstanbul Erkek Lisesi’ndeki öğrencilik yıllarında Yes, Black Sabbath, Deep Purple dinleyerek başlamış müziğe. İlk gitarını 1969′da, orta bir öğrencisiyken harçlığını biriktirip almış. Lisede okul grubu ve kendi topluluğunda çalıyormuş: “Dersleri geriye çekip müzikte yoğunlaştığım yıllardı. Çok parlak bir öğrenci değildim. İyi müzik yapmaya çalışıyordum. Deep Purple’ı dinler, onlar gibi çalmaya çalşırdık.”
Okulun son yılında sınıf arkadaşlarıyla Milliyet’in liselerarası yarışmasında ödül kazanmış. Bach’ın “Partita 2″siyle düzenleme, “Köyden Kente Göç” adlı çalışmalarıyla Türkiye ikincisi olmuşlar.
Özyüksel’in müzik merakı 1970′lerin ikinci yarısında, üniversite günlerinde de sürmüş. Gitarıyla okulda konserler vermiş. “Cem Karaca’yla tanışmam benim için önemli bir olaydı. Selda ve Karaca’ya 50 günlük uzun bir Türkiye turnesine çıktık. Gitar eşliğinde bestelerimi söylüyordum. Turne Önemli bir deneyim oldu.”
Amatörlükten profesyonelliğe yöneldiği günlerde bir anda müzik macerasına, noktayı koyuvermiş. “Üniversiteyi bitirdiğimde kendime sordum, nasıl yaşarsam daha az mutsuz olurum, diye. Akademisyen olabilirdim. Bugünü anlamak için dünü çözmek gerekiyordu. Tarihçi olmaya karar verdim.”
Genç bilimadamı adayı 12 EylüPün karanlık günlerinde İstanbul’u terkedip Bursa’ya yerleşmiş. Uludağ Üniversitesi iktisat Fakültesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışmaya başlamış. Müziği bırakmasının gerekçesi ilginç: “İnsan yaptığı işte gerçekten iyi olmalı. Akademisyen olmaya karar vermiştim. ‘80 öncesinin sıcak politik ortamında gerekli formasyonu edinemediğimi düşünüyordum. Gitarımı hediye edip hızlı bir ‘eksik tamamlama’ programına başladım.”
Müzik virüsünün genç bilimadamının kanına yeniden girdiği tarih 1983. Okulda bir müzik kulübü kurulunca, ilgisini bilenler başkan tayin etmiş onu. Kulüpteki müzik sohbetlerinde besteler çalınıp söylenmeye başlanmış, konser projeleri geliştirilmiş. Grup kurup bir de isim vermişler: “Utopia.” Sonra kitap adından vazgeçilip Afşar Timuçin’den bir şiir başlığı seçilmiş:
“Işığın Yansıması.” “Grupta ben de gitar çalıyordum. Gazeteciler fotoğrafımı çekmiş. Ertesi gün elimde gitarla yerel bir gazeteye haber oldum. ‘Rock’çu Doçent’ diye başlık atmışlar. Çok rahatsız ediciydi. Bir hafta öncesinde yine bizim üniversiteden bir akademisyen “Rüşvetçi profesör” diye manşet olmuştu. Herhalde veliler çocukları için epey endişelenmiştir…”
Bugün artık akademik yaşamıyla müzik ilgisi arasında bağlantı kurulmasından eskisi kadar rahatsız olmuyor Özyüksel. İki ayrı alana ayırdığı zamanı birbirinden kesin çizgilerle ayırmış. Üniversitede yoğun bir tempoda çalışıp boş zamanlarını, gecelerini müziğe ayırıyor.
Kollektif müzikten yana
Müziği kendi öğrenmiş: “Kompozisyon ya da armoni dersi almadım. Çekirdekten derler ya, ben de öyle bir müzikçiyim.”
Gerektiğinde arkadaşlarından albümleri için destek alıyor. İstanbul Devlet Operası orkestra şeflerinden Serdar Yalçın fahri danışmanı. Kendi bestelerinden oluşan ilk albümü “Bir Çiçek Yılı Uzakta” böyle bir dost dayanışmasıyla hazırlanmış. Yeni albüm ise, grubu Işığın Yansıması’yla birlikte hazırladığı, tam bir takım çalışması ürünü. Bestelerini Uludağ Üniversitesi’ndcki öğrencileri, grup arkadaşları basçı Barlas Çevikus ve Murat Durmaz’la şekillendirmiş. Stüdyoya girdiklerinde yine Serdar Yalçın’dan destek almışlar.
“Birdenbire,” ilk albümle karşılaştırıldığında daha sert rock yaklaşımıyla, protest tavrıyla belirginleşiyor. “Bu ülkede protest olmadan yaşanamayacağını düşünüyorum” diyor
Ozyüksel. “Çok fazla sorunumuz var: İnsan haklan, demokrasi. İnsana dair herşeyle ilgiliyim, ilgiliyiz. Aşk, dostlukar, baskılar. Müziğimizde bir politik tavrımız var. Her tür baskıya karşıyız: Faşizme ya da şeriata.”
Marillion’dan Toto’ya, Rus Beşleri’nden Alevi türkülerine uzanan geniş bir repertuarı dinliyor, etkileniyor. “Sentez peşinde değiliz. İçimizden geldiği gibi, kural koymadan müzik yapıyoruz. Çalışmalarımızda tek iddiamız samimiyetimiz.”
Protest yaklaşımda estetik ölçütleri ön plana aldığını anatıyor. Örnek olarak l Mayıs 1986′da vurularak öldürülen 19 yaşındaki genç için Özcan Yurdalan’m şiirinden yola çıkarak yaptığı “Pembe Karanfilli Kız”ı gösteriyor. Şarkılarında şiirlerden yola çıkması da bu yüzden. “Sözü ustası yazsın, şarkıyı ustası söylesin” yaklaşımını savunuyor. Sözleri, şiir dilini çok melodik bulduğu Afşar Timuçin’e, vokalleri gitarcı Murat Durmaz’a bırakmış. O beste yapıyor, gitar çalıyor. Elinde daha şimdiden bir, hatta birkaç albüme yetecek kadar beste var.
Işığın Yansıması üyeleri gibi Ozyüksel de yeni albüm yerine düşüncelerini konserlerde yoğunlaştırmış. “Canlı” çalma heyecanını yaşayacağı etkinliklerin yolunu gözlüyor. Önümüzdeki günlerde konser duyurularında adlarına rastlayabilirsiniz. Belki müzikleriyle rock tarihinde devrim yaratmıyorlar, ama samimiyetleri adına onları dinlemenizi öneririz.
-
Işığın Yansıması
HÜRRİYET – 29 HAZİRAN 1997
POPVİRÜS – LALE BARÇIN İMERBir Çiçek Yılı Sonra” isimli farklı bir albümle tanımıştık Murat Özyüksel’i… İmzasını taşıyan söz ve bestelerin yanı sıra çeşitli şairlerin eserlerini de müzikleyen Murat Özyüksel, bu sarkılan değişik genç solistlere okutmuştu. Bugün ünlülerinden Teoman’ın da bu albümde iki vokali vardı.
Aradan uzun bir süre geçti ve bu albüm gönlümün “Türkiye’de piyasaya çıkmış en iyi rock albümleri” sıralamasında zirvesine yerleşiverdi.
Şimdi de “Işığın Yansıması” isimli topluluk ve “Birdenbire” isimli albümle, benim gibi müzikte alternatif arayışında olanları mutlu etti Özyüksel. Yine sevdiği şairlerin eserlerini müziklemişti ve “Bu dizeler yaşamımızın içine o kadar girmişti ki, daha iyisi yazılamazdı. O halde müziklenmeliydiler” diyordu… Günümüzdeki o abuk sabuk şarkı sözlerini göz Önüne alırsanız; Murat Özyüksel’in bu düşüncesine katılmamak ne mümkün.
Orhan Veli’nin “Birdenbire”si ve “Gün Olur”u, Afşar Timuçin’in “Bir Yaz Günlüğü” ve “Kalyonlar”ı, Nazım Hikmet’in “Anlamak Sevgilim”i ve kısa bir süre önce yitirdiğimiz Cahit Külebi’nin “Hikaye”si, Özyüksel ve genç ekibinin müziği ve genç yetenek Murat Durmaz’ın vokaliyle hayli etkileyici. “Gerçek” rock soundunu hissettiğiniz altyapı titiz ve güçlü bir biçimde oluşturulmuş. Besteleri güçlü, sunumu düzeyli, duygusu içten, ışığı güzel “Işığın Yansımasının… Yeni yitirdiğimiz Cahit Külebi’ye olan sevigimden midir nedir “Hikaye” beni öyle etkiliyor ki.
“Birdenbire”yi, farklı, kaliteli bir albüm arayışında olanlara şiddetle tavsiye ederim. Çünkü…. “Aşk birdenbire, sevinç birden bire, yollar, kırlar, kediler, insanlar birdenbire… Her şey birdenbire oldu; birdenbire vurdu günışığı yere; gökyüzü birdenbire oldu; mavi birdenbire…”
-
Işığın Yansıması
CUMHURİYET – 12 HAZİRAN 1997
TOKTAMIŞ ATEŞBu gençlerimiz, yani 70′liler ve 80′liler 1971 ve 1980′in acılarını yaşamadılar. Ucundan, kenarından anımsayabilecek olanlar da bir ölçüde unuttular. Ve çok şükür yaşam zenginliğinden paylarını daha çok alır oldular. Bugün size bu zenginleşmeyle ilgili bir olaydan söz etmek istiyorum.
Prof. Dr. Murat Özyüksel; bizim bölümde, yani istanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Öğretim üyesidir. Yoğun bir ders yükü olmasına karşın, Osmanlı’nın son dönemleri ile ilgili değerli araştırmalara imzasını atmıştır ve bu çalışmalarını kesintisiz sürdürmektedir.
Murat okulu bitirdikten sonra, araştırma görevlisi olarak Bursa’ya gitmişti. Orada yaptığı bilimsel çalışmaların yanı sıra, bir de “müzisyen yönünün” ortaya çıktığını duymuştum. Oradaki bazı arkadaşlarıyla kurdukları ve “Işığın Yansıması” adını verdikleri gruplarıyla konserlere katılıyorlardı. Fakat bir türlü fırsat yaratıp, Işığın Yansıması’nı dinleyemedim.
Daha sonra Murat yuvaya, yani mezun olduğu fakülteye döndü. Ve beste çalışmalarının sürdüğünü bilmeme karşın, uzunca bir dönem dinleme olanağını bulamadım. Derken “Bir Çiçek Yılı Sonra” başlıklı ilk kaset ve CD’sini çıkardı. Müthiş keyifli bir müzik şöleni oldu bu kaset. Zaten o dönemdeki bir yazımda da değinmiştim, yakın ve uzak çevremizde beğenmeyen olmadı. Fakat nedendir bilinmez, umduğumuz kadar ses getirmedi.
Bu arada Bursa’da “Işığın Yansıması” grubunda birlikte müzik yaptıkları Murat Durmaz ve Barlas Çevikus istanbul’a yerleşmişlerdi. Böylece, Işığın Yansıması, yeniden görülmeye başlandı. Birkaç cafe-bar’da sahneye çıktılar. Ama geç saatlerde sahne aldıkları için, bir türlü denk getirip gidemedim.
Ve nihayet geçen günlerde, gene Murat Özyüksel’in bestelerinden oluşan kasetleri, “Birdenbire”, dinleyicilerin “huzurlarına” çıktı.
Murat, bir Afşar Timuçin tutkunudur. İlk kasetinde olduğu gibi, bu kaset-CD’deki bestelerin çoğunluğu Afşar’ın şjirleri. Bunun yanı sıra Cahit Külebi, Orhan Veli, Özcan Yurdalan, Nâzım Hikmet ve Nihal Özyüksel’in şiirleri de var. Yapımcılığı gene “Kalan Müzik” üstlenmiş.
Umarım Murat’ın bu kaseti, ilk kasetinin kaderini paylaşmaz ve umut ettiğimiz ölçüde ses getirir, dinleyici bulur. Bu kez düzenlemelere Serdar Yalçın’ın da önemli katkısı olmuş. Ayrıca tüm şarkılarda klavyeli çalgıları gene Serdar Yalçın çalıyor.
Bu işin tekniğinden pek anlamamama karşın, kaseti dinlediğimde ilk kasetten çok daha farklı şeyler duydum. “Haklısınız hocam” dedi Murat ve bir sürü anlamadığım teknik özellik sıraladı. Bestelerde de birtakım farklı teknikler kullanmış. (Tabii onları da anlamadım). Fakat anlasam da, anlamasam da çok sevdim.
Aslında şiir seçimi de fevkalade olmuş. Nâzım’ın “Anlamak Sevgilİm” i, Külebi’nin “Hikâye”si, Orhan Veli’nin “Birdenbire”si ve “Gün Olur”u, Afşar’ın şiirleri ve ille de, “Bir Serüvenin Tanımı”.
Şöyle noktalıyor şiirini Afşar: “Evet ben tek başımaydım / Onlarsa çok yalnızdılar…”
Gençlerimiz yaralarını sarıyor artık…