• Işığın Yansıması Göz Alıyor

    RADİKAL – 6 HAZİRAN 1997
    SERKAN SEYMEN

    Murat Durmaz (vokal ve elektro gitar) , Murat Özyüksel (akustik ve klasik gitar), Barlas Çevikus (bas gitar), Selen Gülün (vokal)


    Dört yıl kadar önce ilk albümü “Bir Çiçek Yılı Sonra” ile kendine bir dinleyici kitlesi bulan Murat Özyüksel, ikinci albümü “Birdenbire”de bu kez “Işığın Yansıması” adlı eski grubuyla karşımızda.

    İSTANBUL – Birkaç yıl önce müzik dükkânlarının raflarında dizili CD’lerin arasında kendini belli eden kapağıyla, adıyla dikkatimizi celbeden bir albüm görmüştük, dinlemiş ve sevmistik. Albüm, Murat Özyüksel’in “Bir Çiçek Yılı Sonra” adlı çalışmasıydı. Albüm kapağındaki notlardan öğrendiğimiz kadarıyla Murat Özyüksel “İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü”nde öğretim görevlisiydi ve albümde yer alan on adet “soft –rock” diyebileceğimiz şarkının bir kısmı ilk olarak Uludağ Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde öğretim üyeliği yaparken öğrencileri ile kurduğu Işığın Yansıması adlı grubuyla çalınmıştı.

    Albüm hoşumuza gitmişti gitmesine ama içimizden keşke grup yerinde olsaydı da tam bir rock albümü olsaymış demeden de yapamamıştık. Bu hafta dileğimiz yerine geldi, Murat Özyük­sel’in eski grubu Işığın Yansıması’nı toplayarak yaptığı ‘Birdenbire’ adlı albüm yayımlandı. ‘Orta sertlik’te, bir nebze 70′li yılların sounduna çalan, 12 şarkı yer alıyor yeni albümde. Ama grup işi olunca kaçınılmaz olarak kimi yerlerde elleri kayıyor, iyice sert vuruyorlar tellere.

    YÖK üniversitelerine uğramışlığı­mız olduğundan, rock çalan bir öğretim üyesi ile karşılaşmış olmanın şaşkınlığıyla bir profesörün hayatında rock’un yerini merak ediyoruz: “Rock benim duygularımı ifade etmem için bir araç. Beni en iyi ifade eden şey. Akademik kariyer yaparken çalışma sisteminiz çok farklı. Okuyor, derliyorsunuz. Müzik yaparken ise siz varsınız sadece. Ben yola akademik kariyer yapayım diye çıkmadım. Okulu bitirdim, o sınava bu sınava girdim derken profesör buldum kendimi. Ama işimi seviyorum ve rock yapmama engel değil. Müzik yapmam okulda garip karşılanmıyor. Derslerde hiç sözü geçmedi ilk albümün. Ben kimsenin haberi yoktur diye düşünüyordum. Meğer dinleyenler epey fazlaymış. Rock, başkaldırı sözcüğüyle birlikte kullanılır. Bizim karşı olduklarımız derseniz şöyle saymaya başlayabiliriz: Yeni dünya düzeni, faşizm, şeriat, bütün baskılar…”

    İlk albüm dipten ve derinden de olsa belli bir dinleyiciyle buluşmuştu.

    Bu iki albümün kimlere atılmış birer mektup olduğunu soruyoruz:

    “İlk önce kendimin dinlemek istediği tarzda şarkılar bunlar. Artık Türkçe bir şeyler dinlemek istiyorum en başta. Böyle müzikten hoşlanabilecek insanlara ulaşmak istiyoruz. Sayımızın, sanıldığı kadar da az olduğunu sanmıyorum. Bizim bir kitlemiz olsun biz albüm yaptığımızda alsın istiyoruz. Geçenlerde bir radyo programın­da bir kız telefon etti; “sizi dört yıl önce bir radyo programında dinlemiştim, ağlamıştım. Şimdi yeni bir albüm çıkacağını öğrenince heyecanlandım” dedi. Bazen umutsuzluğa kapılıyorum. Sonra hiç umulmadık yerlerden telefonlar, fakslar, geliyor. O zaman bütün bunların boşa gitmediğini anlıyorum. Bir tek radyoya telefon eden o kıza ulaşmış olsak bile yeter.

    I980′den sonra öğretim elemanları ‘bu işi bırakalım mı’ diye tartışırken ben bir sınıfta üç kişi beni dinlese on­lara bir şey versem yeter diye düşündüm ve kalmaktan yana oldum. Bir avuç insan dinler bizi ama işte böyle dinler, birçok alanda birtakım insanlar var bir türlü bir araya gelemiyorlar, onlarla ilişkiye girmek istiyoruz. ‘Birdenbire’yi dinlemek için ille rock dinleyicisi olmanız gerekmiyor. Türkçe, ‘eli ayağı düzgün’, içten bir şeyler dinlemek istemeniz yeterli. İlk albüm ‘Bir Çiçek Yılı Sonra’yla tanışmadıysanız, ‘Birdenbire’ alırken yanında onu da isteyin. Bizimkisi, ikinci kez evden çıkmanızı engellemek için küçük bir tavsiye sadece.


  • Rock Şairleri Misafir Ediyor

    CUMHURİYET – 7 NİSAN 1997
    Cumhur Cambazoğlu

    Murat Özyüksel, 2, albümü ‘Birdenbire’yi Bursa’da birlikte müzik yaptığı Işığın Yansıması grubuyla geçen hafta yayımladı. Özyüksel bu kez 70′lerin senfonik rockını çağrıştıran özgün modern sounduyla karşımızda.

    Murat Özyüksel, ikinci albümü Birdenbire’yi birkaç yıl önce Bursa’da birlikte müzik yaptığı Murat Durmaz (vokal, elekt­rik gitar) ve Barlas Çevikus’la (bass) yeniden kurduğu Işığın Yansıması grubu adıyla geçen hafta yayımladı.

    İlk albümü Bir Çiçek Yılı Sonra’da bestelerini değişik şarkıcılara yorumlatıp kendi adıyla çıkaran Özyüksel, bu kez klasik gitar kullanımıyla 70′lerin senfonik rockını çağnştıran özgün modern sounduyla düzenlemeleriyle dikkat çeken bir grupla karşımızda. Stüdyo çalışmalarında Serdar Yalçın’dan düzenlemelerde ve klavyelerde büyük destek alan ilk albümde olduğu gibi Ercüment Vural’ın deneyiminden yararlanan Işığın Yansıması, uzun soluklu olacağına inandığımız bu albümle yerli rocka yeni bir hava getiriyor.

    Yeni albümde Afşar Timuçin, Orhan Veli, Nâzım Hikmet, Cahit Külebi, Özcan Yurdalan ve Nihal Özyüksel’in dizelerine yer veren Murat Özyüksel, Murat Durmaz ve Barlas Çavikus’la”Birdenbire albümünü değerlendirdik.

    Önce Işığın Yansıması’nın öy­küsüyle başlayalım? Bir grup gereksinimi nereden doğdu?
    - Bursa’da Uludağ Üniversitesi’nde öğretim görevlisiyken, öğrenci arkadaşlarla Işığın Yansıması grubunu kurmuştuk, kon­serler veriyorduk. Sonra ben İstanbul’a geldim; grubu sürdüremedik. Ercüment Vural’la tanış­tım, iyi arkadaş olduk. Bestelerimi dinledi; “Bunları albümde toplayalım” dedi ye Bir Çiçek Yılı Sonra’yı yaptık. Her parça ayrı esprideydi; değişik yorum­cularla çalışarak bir sentez çıkardık, ama bir grup yoktu ortada. Bu arada Murat’la Barlas istanbul’a yerleştiler. Sohbetler sırasında Işığın Yansıması’nı yeniden canlandırmaya karar verdik. Davulcu Mert Alkaya’dan da yardım alarak çalışmaya başladık. Grup şu anda üç kişi; Berkley’de öğrenim gören arkadaşımız Selen de Türkiye’de bulun­duğu dönemlerde klavyesiyle Işığın Yansıması’ndaki yerini , alacak.

    İlk albüm Bir Çiçek Yılı Sonra, bizce yetersiz tanıtımın kurbanı oldu. Albümü edinebilenler çok beğendi, ama büyük bir kitlenin böyle bir çalışmadan haberi bile olmadı. Nasıl tepkiler geldi ilk albüme?
    - Evet, geniş kitlelere ulaşamadı albüm, zaten ticari anlamda büyük başarı beklemiyorduk. Mücadele edilerek bulunmasına karşın sanıyorum müzikseverler arasında yaygın beğeni kazandı. Kısmen amacıma ulaştım. Az sayıda insanı derinden etkileyebiliyorsa o bana yeter zaten; müzikseverden gelen elektrik, albümü boşuna yapmadığımı kanıtlıyor.

    İkinci albümde nasıl bir değişiklik oldu soundda?
    - İlk albümde teknik nedenlerle canlı kayıt yapamadık; makine kullandık. Bu nedenle sound biraz softlaşmıştı. Murat ve Barlas gelince grup olduk, sahnede çaldık, eski soundumuza döndük ve protest hava daha da sertleşti bu albümde. Belki de Türkiye’nin yaşadığı süreç bizi bu noktaya getirdi. Sonuç olarak Birdenbire albümünü eski Işığın Yansıması’nın sertleşmiş yeni yorumu şeklinde değerlendirebiliriz.

    Yirmi şairin tanınmış yapıtlarından oluşan bir albümle özellikle Afşar Timuçin ağırlıklı bir repertuvarla geldiniz. Afşar Timuçin şiirinde sizi etkileyen nedir?
    - Afşar Timuçin’in sözleri bana ‘Şair olsam böyle yazarım’ gibi bir duygu veriyor. Aslında şiir bestelemek zor iş; şaire saygınız varsa, kelime atlamak istemiyorsanız hayli zorlanıyorsunuz. Ancak Afşar Timuçin’in her şiiri bana melodik geliyor, kolaylıkla besteliyorum.

    Albümdeki parçalara geçelim…
    - Albüm, Afşar Timuçin’in sözlerini yazdığı Bir Yaz Günlüğü’yle başlıyor. Umut dolu bir parça; dinamik düzenlemesi de bunu yansıtıyor zaten; şarkı duygusal, gitarlar sert… ikinci parça Kalyonlar’ı Tevfik Yücetürk’e adıyoruz. Sözler yine Afşar Timuçin’in, insanoğlu ölümden korktuğu için hayatı istediği gibi yaşayamıyor. Aslında ölüm geldiğinde biz yokuz, biz varken de ölüm yok; yani hiç karşılaşmıyoruz. Şiirdeki, “Öleceksek insan gibi ölelim” sözleri çok etkiledi beni… Üçüncü parça Birdenbire’ye klip hazırlıyoruz. Sound burada biraz farklı; yavaş yavaş giderken davulun atağıyla birdenbire her şey değişiyor. Biraz da Orhan Veli’nin şiiri böyle bir şeyi istiyor. Genelde barok özel­likler taşıyan bir çalışma diyebiliriz Birdenbire için.

    Pembe Karanfilli Kız ilk albümde de vardı. Konserlerde daha rock sounduyla çalıyorduk. Sözlerini Özcan Yurdalan’ın yazdığı bu şiir, 1 Mayıs’ta bir trafik polisinin kurşunuyla ölen 17 yaşındaki Mehmet Akif Dalcı’yı anlatıyor. Yeni, canlı rock soundu hoşumuza gitti ve bu albüme de koyduk. Beşinci parça Hikâye’nin şairi Cahit Külebi maalesef hastanede. Bu şiiri çok eskiden Cem Karaca da yapmıştı; biz de soft rock bestemizi konserlerimizde çalıyor ve çok olumlu tepkiler alıyorduk… Altıncı parça Afşar Timuçin’in Akşamın . Yansıları. Akustik gitar, bass ve davulla giden çok sade bir soundu var. Burada fırça davul kullanmak istedik. Rockçıyız diye amfileri sonuna kadar açmak gerekmiyor bizce. Gün Olur Alır Başımı Giderim, Orhan Veli’nin şiiri. Dönem dönem insanda böyle bir ruh hali oluşur; bir ölçüde derbeder. Murat da şarkıyı yorumlarken, böyle bir yorum getirdi… Anlamak Sevgilim, Nâzım Hikmet’in; yalanın bukadar içimizde olduğu bir dönemde yalana karşı duyulan tavrı anlatan önemli bir parça.

    Bir Serüven’in Tanımı yine Afşar Timuçin’in bir yapıtı; yaşamı boyunca hiç boyun eğmemiş bir insanı çok iyi yansıtıyor ‘Ben tek başunaydım, çınlarsa çok yalnızdılar’, sözleri… Bildiri, ortalama soundumuzu yansıtan, klasik rock formunda bir parçamız, sözler Afşar Timuçin’in… Bardaktan Boşanırcasına’da Afşar Timuçin, ‘Biz böyle yaşayacağız, sevişerek, savaşarak, umarak’ diyor; ben de şiir ne istiyorsa besteyi ona göre yaptım. Son parça Artı Çocuklar’in sözleri annem Nihal Özyüksel’e ait; davulu kullanmadan piyano ve , bassla gittik. Anneme parçayı kullandığımı söylemedim; albüm çıkınca sürpriz yaptım.


  • Müzik Hayatımda Bir Renk

    NOKTA – 28 MAYIS 1995
    DENİZ AMBARLI

    Murat Ozyüksel, başarılı bir akademisyen. Ama aynı zamanda ciddi biçimde müzikle uğraşıyor. Sanatçı-doçent, geçtiğimiz günlerde bir de kaset yayınladı. “Rock müziği çok sevmiştik. O dönemdeki grupların perfonmansını kimsenin yakaladığını sanmıyorum” diyen Özyüksel’le müzik çalışmaları ve yeni tasarıları üzerine konuştuk.

    Nokta: Yaşam öykünüzü kısaca dinleyebilir miyiz?
    İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunuyum. Uzun bir süre Uludağ Üniversitesinde görev yaptım. Üç yıldır da İstanbul Üniversitesi’nde görevimi sürdürüyorum. Müzik çalışmalarımı hep sürdürdüm. Daha çok bestecilik yanımı geliştirdim. Kendimi bildim bileli bestelerim vardır.

    Nokta: “Bir Çiçek Yılı Sonra” isimli çalışmanız nasıl doğdu?
    Ozyüksel: Uludağ Üniversitesi’ndeyken öğrenci arkadaşlarla “Işığın Yansıması” adında bir grup kurduk. Onlarla gerçekten çok zevkli konserler verdik. Bursa içinde öğrenciler ve rockseverler arasında güzel bir imajımız, iyi bir ilişkimiz, konserlerde iyi bir alışverişimiz vardı. Bu kasetteki parçalardan önemli bir bölümünü burada icra ettik. Sonra ben İstanbul’a gelince grup dağıldı. Dağılmasının nedeni olanaksızlıklar ve hayatın getirdiği zorluklardı. Arkadaşlarla İlişkilerimiz sürdü ama biraraya gelip çalışma imkanımız olmadı. O zaman ben bestecilik yönümü sürdürüyor ve yeni besteler yapıyordum. Bunları değerlendirmek İstedim ve çok sevdiğim bir arkadaşını olan Ercüment Vural’ın da katkılarıyla altyapıyı hazırlayıp bitirdik. Çeşitli solist arkadaşlar denedik. Dolayısıyla bu çalışma ortaya çıktı. Çalışmanın sonucundan memnunum. Hemen herkesten olumlu tepkiler aldı bu kaset. Ulaşmak istediğim kitlenin hangi bölümüne ulaşabildiysem o bölümden olumlu tepkiler aldım.

    Nokta: Pek alışık olmadığımız türde bir çalışmanız var…
    Özyüksel: Böyle birşey yapmak aklıma gelmedi tabii. Bu bir süreç. Bizim lise yıllarımızda, 1970′lerde her şeyimiz müzikti. Sevgimiz sürdü, fakat 80′li yıllarda rock müziğindeki bana göre iniş ve bizim müzikal kültürümüze daha farklı renklerin katılması, klasik müziğe olan ilgimizin artması bu türdeki bir müzik çalışmasını kendiliğinden oluşturdu. Eğer birilerini taklit etmek istemiyorsanız kendinizde oluşan birikim bir sentez ortaya çıkarıyor.

    Nokta: Bestelerinizi “klasik rock” ya da “soft rock” çerçevelerine oturtmak mümkün mü?
    Özyüksel: Değil bence, ama genel çizgi “soft rock”. İçinde caz unsurları da bulunan soft bir rock sound’u. Rock felsefesi bana uygun çünkü muhalif bir tavır var. Rock’ta popülerlik özentisi olmayan bir tavır var. “Hard rock”tan biraz uzaklaştım çünkü bana cazip gelmiyor. O yüzden soft bir çizgide rock sound’u kendiliğinden ortaya çıkıyor. Diğer müzik alanlarına da kapalı olmazsanız farklı parçalar da oluşabiliyor. Çalışmalarımı hiçbir şeye bağlı olmadan bu şekilde sürdürmeyi düşünüyorum.

    Nokta: Şiirlerden yola çıkarak besteye ulaştığınız görülüyor. Neden böyle bir rota izliyorsunuz?
    Özyüksel: Ben şu şiirler çok güzel onları besteleyeyim demiyorum. Gitarımı elime alıyorum, çalıyorum belli dönemlerde, hiç bir şey çıkmıyor. Belli dönemlerde de bu şiirlerden çok etkileniyor ve besteliyorum. Özellikle Afşar Timuçin’in şiirlerinden çok etkileniyorum. Bu şiirleri dünya görüşü olarak, hayata bakış olarak, estetik olarak çok beğeniyorum ki bestelenmeye değer buluyorum. O estetiği ve o dünya görüşünü şiir anlamında ben veremem. O yüzden kim neyi iyi yapıyorsa onu yapmalı diye düşünüyorum.

    Nokta: Dilerseniz biraz da kasetinizin satışları nasıl gitti ya da nasıl gidiyor? diyelim.
    Özyüksel: Bu soru bence “nasıl gitti”den öte “nasıl gidiyor” diye sorulmalı. Başlangıçta ne kadar satıyorsa bugün de o kadar satıyor. Bir anlamda klasikleşecek bir kaset olacak belki de. Büyük plakçıların bulunduğu raflarda kaset yerini aldı. Kaset hiç bir zaman çok satmayacak, ama uzun yıllar bu şekilde satmaya devam edecek diye düşünüyorum.

    Nokta: Müzikte yapmak istediklerinizi ve düşlerinizi özetleyebilir misiniz?
    Özyüksel: Müzik konusunda ne bir ha­yalim ne de fazlaca bir idealim var. Müzik, hayatımda bir renk. Herkesin bir hobisi var benimkisi de birinci derecede müzik. İsteklerim var tabii. Çok daha fazlasını yapmak, belki bir grup kurmak, konserler vermek. Hayatımda müziğe daha fazla yer ayırmak. Bir planını yok. Herşey kendiliğinden oluşuyor. Ama müziği seviyorum, dinlemeyi de yapmayı da seviyorum.

    Nokta: Akademik uğraşılarınızın yanısıra müziğe nasıl vakit ayırıyorsunuz?
    Özyüksel: İnsan bütün hayatını tek bir işe veremez. Müzik yapmasam belki daha fazla sinemaya gideceğim, daha fazla kitap okuyacağım. Ama her zaman için kendime ayıracağım bir vakit olacak. O vakit içinde müzik birinci planda yerini alıyor. Yoksa ben akademik kariyerimi engelleyecek düzeyde müziğin içine giremiyorum. Onu da düşünmüyorum zaten.

    Nokta: Çalışmalarınızın ardından yeni bir kaset gelecek mi?
    Özyüksel: Bu bir virüs. Ben istesem de istemesem de devamı gelecek. Yeni bir kaseti hemen düşünmüyorsam da, şu anda tabii bir dolu bestem var.

    Nokta: Bugünkü popüler Türk müziğine nasıl bakıyorsunuz?
    Özyüksel: Popüler müzik bence çok geriye gitti. 1970′lerdekİ Cem Karaca, Moğollar hatta Barış Manço’nun o zamanki çizgisi, Bir Fikret Kızılok, bir Timur Selçuk ve de Bülent Ortaçgil’in çabaları çok daha samimi çabalardı. İnsanlar müzik yapmak için müzik yapıyordu. Bunların eserleri kitlelerin talepleriyle uyum sağlıyordu. 80′lerden sonra Türkiye’nin sosyolojik yapısı hızla değişti. Toplumumuz yerleşmemiş bir toplum. Bu göç süreci sonunda da metropollerdeki kültürel kimlik arayışı bizi bu duruma getirdi, özellikle ikinci kuşak o güzelim otantik türkülerinden bir noktada vazgeçmiş. Bu durumda insanlar pop altyapısı üzerinde en geniş kitleye hitap edecek bir tür yakalamaya çalışıyor. Hem söyleyenler hem de üretenler samimi değil. Piyasaya endekslenmiş. Bir kaç tanesini bunun dışında tutmak lazım tabii. Kısacası umutsuzum.

    Nokta: Medyanın popüler müzik üzerindeki aşırı desteğini nasıl yorumluyorsunuz?
    Özyüksel: Piyasanın bu kadar çok belirleyici olmasından medya da etkileniyor. Yazılı basın okuru neyi istiyorsa onun üzerine gidiyor. Bu da satış yapması açısından doğal. Bütün dünyada popüler müzik var. Fakat bunun yanısıra jazz grupları var, rock grupları var ve dünya basını bunlarla da ilgileniyor. Bizde ise sadece bir popüler müzik fırtınası esti. Kimse de ayakta kalamıyor. Sanatta kalıcı olmak önemli. Bülent Ortaç gil’İn “Benimle Oynar mısın” kaseti pek meşhur olmadı ama şimdi birçok İnsan dinliyor. Bu konuyla ilgili bir anımı anlatayım size. Bir gün bindiğim taksinin şoförüne Ortaçgil’in bir kasetini verdim çalması için. Biraz dinledikten sonra “Abi, ne güzel kasetmiş bu. Niye televizyonlarda çalmıyor?” dedi. Popüler müzik hep olacak, ama dediğim gibi kalıcı olmak önemli…


  • Alternatif Bir Çalışma

    CUMHURİYET – 29 EKİM 1994
    CUMHUR CAMBAZOĞLU

    Müzik piyasası, birbiri ardına çıkarılan pop-arabesk denilen çalışmalarla dolup taşarken, arada sırada sıradışı kasetlerle karşılaşıyoruz.

    Örneğin Murat Özyüksel’in ilk yapıtı Bir Çiçek Yılı Sonra bu dönemdeki şablon çalışmalara hiç ‘yakışmayan’ bir bütünlüğü ve mesajı bulunan, üzerinde hayli emek sarfedilmiş, ticari beklentileri fazla olmayan bir kaset. Özyüksel, bestelediği on parçayı beş ayn sanatçının yorumuyla kasete koyarak ve kendi imzasını atarak Türkiye’de alışılmadık bir adım atmış durumda.

    Bir Çiçek Yılı Sonra’nın düzenlemeleri Ercüment Vural’a ait.

    Vural aynca Lavinya ve Kuşlar ve Çocuklar adlı iki Özyüksel bestesini seslendirmiş. Diğer parçalann solistleri Teonıant Yakupoğlu, Ali Erenus, Selen Gülün ve Aslı Omağ.

    Kasette, ağırlık Afşar Timuçin’de olmak, üzere Özdemir Asaf, Orhan Veli, Özcan Yurdalan’ın şiirlerinin bestelerine yer veren Murat Özyüksel, öğrenim gördüğü İstanbul Erkek Lisesi’nin müzik yarışmalarında iddialı olduğu dönemde müzik çalışmalarına başlamış. Çeşitli solo konserlerden, sonra, Bursa Uludağ Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde öğrenim görevlisiyken öğrencileriyle Işığın Yansıması adıyla bir grup kurmuş. Bursa’da büyük bir rock potansiyeli olmasına karşın bestelerini değerlendirebilmek için İstanbul’a gelmesi gerekmiş…

    İdeolojik ve yenilik olarak kaset pop müziğe neler getiriyor sizce?

    - Yaşantımda ne varsa kasede yansıdı. 35-40 yaşlan arasındaki bizim kuşak 80 sonrası umut ve umutsuzluğu bir arada yaşıyor. Bir kısmımız sarsıldık, gittik, piyasanın şartlarına uyduk. Bir kısmımız da radikal tavrımızı koruduk. Hâlâ düşünce özgürlüğünü, insan haklarını savunmaya çalışıyoruz. İşte, parçalarımda bu umutla umutsuzluğun yanında mücadele gücü ve gerçek bir hümanizm var. Müzik olarak getirdiği yenilik ise düzgün çalışmayla alternatif müzik oluşturması.

    Tür açısından Bir Çiçek Yılı Sonra, nasıl tanımlanabilir?

    - Softrock kategorisine koyuyoruz, altyapısı bu, ama melodiler tamamen bizden. Ben bu kasette Öncelikle Türkçeyi iyi kullanmayı, baştan sona dek bütünlüğü olan bir çalışmayı hedefledim. Ticari bir kaygım olmadığı için estetik açıdan kalıcı olan, yeni bir hava getiren kaset yapmak istedim, Piyasaya uzak olduğumdan daha rahat davranabildim.

    Pekiyi nasıl bir tepki bekliyorsunuz kasede?

    - Kalite açısından kabul göreceğiden çok umutluyum. Bugün yapılan popa alternatif müzik arayan, Türkçe kaliteli bir şeyler dinlemek isteyen insanların olduğunu biliyorum. Medya sonuna dek desteklese de pop-arabeski dinlemekten kaçınanlar TV’de bu tür müzikle karşılaşınca kanal değiştiriyor, değiştirdiği kanalda da aynı müzikle karşılaşınca yabancı müzik dinliyor. Bu kesime nasıl ulaşacağımı bilmiyorum ama kasedin varlığından haberdar olduklarında seveceklerine inanıyorum.


  • Bir Çiçek Yılı Sonra

    HÜRRİYET – 10 TEMMUZ 1994
    LALE BARÇIN

    Adıyla sanıyla, albüm kapağıyla, solistleri ve çizgisiyle tamamen farklı olan bir albümü keşfetmeye ne dersiniz?

    “Bir Çiçek Yılı Sonra” adını taşıyan çalışmada, birbirinden güzel 10 balad, değişik genç sesler tarafından yorumlanıyor. Albümün asıl kahramanı ise Murat Eryüksel.

    İstanbul Üniversitesi’nde doçentlik yapan Eryüksel, lise yıllarında başladığı müziği yıllarca amatör olarak, ancak son derece kaliteli bir çizgide sürdürmüş.

    Seksenlerin ikinci yarısında bestelediği bu şarkıları nihayet bir albümde toplamış. Albümde Eryüksel ile aynı frekansı yakalan Ercüment Vural’ın da büyük payı var.

    Üretildikleri dönemden çok sonra baladlarla tanışmamalarına karşın “sahiplenerek” yorumlayan genç seslerin getirdiği sıcak havayla, ‘68 kuşağıyla değilse de ‘78 kuşağıyla bugünün gençliğin tabii düşünsel buluşmasını sağlayan albümde, hemen ilk dinleyişte bazı parçalara yakalanıyorsunuz.

    Bende iz bırakan parçaların başında Afşar Timuçin’in şiirleri “Yağmurlara Söyle” ve “Bir Çiçek Yılı Sonra”, Orhan Veli’nin “Harbe Giden Sarı Saçlı Çocuk” ve özellikle de Ercüment Vural’ın seslendirdiği, çok sevdiğim Özdemir Asaf’ın şiiri olan “Lavinia”… Ben bu albümün büyüsüne kapıldım doğrusu…

    Bütün bu poplar, fanteziler ve karmaşalı müzik dünyasında “ıssız bir ada”, “bir can simidi” arayan herkese de şiddetle tavsiye ediyorum!


Sonraki Yazılar »
  • Anasayfa
  • Anasayfa
    • Haberler
    • Grup Üyeleri
      • Ali Erenus
      • Ayhan Ortuntaş
      • Barlas Çevikus
      • Murat Özyüksel
    • Diskografi
    • Şarkı Sözleri
      • Bir Çiçek Yılı Sonra
      • Birdenbire
      • Nerde Ellerin
      • Rayların İzinde
    • İletişim
    • Tarihçe
    • Download
    • Videolar
    • Galeri
 

Işığın Yansıması grubunun resmi web sitesi © 2010 powered by Wordpress | produced by Crema