Rockun Protest Profesörü
AKTÜEL – 16 TEMMUZ 1997
GÜNDEM – İNSAN
Özyüksel’in akademik kariyeri 17 yılı buluyor. 19′uncu07 yüzyıl başında demiryolları kanalıyla Almanlar’ın Ortadoğu’da nasıl yeni pazarlar, sömürgeler yarattığını incelediği çalışması doçentlik tezini oluşturmuş. Hicaz Demiryolu üzerine çalışması ise yayımlanmayı bekliyor.
Önceleri “rock’çu akademisyen” imajından rahatsız olduğunu söylüyor Özyüksel. Eserleri yayımlanıp akademik ciddiyeti ortaya çıkınca rahatlamış.
İstanbul Üniversitesi iktisat Fakültesi’nin ek binasında, yıllardır sürgünde yaşayan Uluslararası İlişkiler bölümü öğretim üyeleri arasından son 10 yılda Türkiye’nin gündemine birçok renkli şahsiyet girdi. Profesör Toktamış Ateş Cumhuriyet ve Aktüel’de yazmaya başladıktan sonra, akademik unvanından sıyrılıp laik – antilaik geriliminde tarafları sağduyuya çağıran ılımlı bir misyonun sözcüsü oldu. Profesör Cemil Oktay, Cem Boyner’le birlikte YDH’nın kurucuları arasında yer aldı. En son Doçent Ufuk Uras, ÖDP hareketiyle muhaliflere seçenek sundu.
Şimdilerde aynı bölümden yeni bir akademisyen farklı portresiyle çıkıyor kamuoyunun önüne: Siyasi Tarih Profesörü Murat Özyüksel. Onun da söyleyecek sözü, misyonu var. Ama yöntemi farklı; müzik diliyle konuşuyor. Topluma sloganlar yerine Afşar Timuçin’in, Orhan Veli’nin, Özdemir Asaf in şiirleriyle, rock formundaki şarkılarıyla sesleniyor. Belki mesajı siyaseti seçen meslektaşları kadar hızlı değil, ama sağlam adımlarla dalga dalga yayılıyor.
Unutkan tarihçi
“Amatör ruhla, hiçbir kişisel fayda beklemeden sürdürülen bir uğraş bu” diyor Özyüksel. Bestelerinin ortaya çıkması, konserlerde seslendirilmesi, CD’lere kaydedilmesi hep çevresindeki müzik dostlarının desteğiyle, özverili yardımıyla olmuş. “Eğer istediğim ortamı, özgürlüğü bulmasaydım hiçbiri ortaya çıkmazdı.” Söylediklerine bakılırsa, bestelerinin ortaya çıkması, albümleri hep güzel rastlantıların ürünü.
Bilim dünyasında Özyüksel siyasi tarih uzmanı olarak tanınıyor. 19′uncu yüzyıl başında demiryolları kanalıyla Almanlar’ın Ortadoğu’da kendilerine nasıl yeni pazarlar, sömürgeler yarattığım incelemiş uzun süre. Çalışması doçentlik tezini oluşturmuş. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ekonomik ilişkiler üzerine yayımlanmış, Hicaz Demiryolu üzerine yayımlanmayı bekleyen çalışmaları var. Akademik kariyeri 17 yılı buluyor. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde başlamış, Bursa Uludağ Üniversitesi’nde devam etmiş. Son birkaç yıldır mezun olduğu okulda. Uluslararası İlişkiler bölümünde lisans, lisansüstü ve doktora programlarında “Siyasi Tarih,” “Siyasi Düşünce Tarihi,” “Ortadoğu Tarihi” ve “Avrupa ile Türkiye’nin Ekonomik Tarihi” olmak üzere dört ayrı dalda ders veriyor.
Akademik yaşamında tarihle bu kadar içice olan Özyüksel, özel yaşamındaki önemli tarihleri neredeyse silmiş. Yaşam öyküsünden bahsederken hiçbirini hatırlamadığı çıkıyor ortaya: “Tarihlerle başım pek hoş değil. Bir türlü aklımda tutamıyorum. Galiba 1990′ların başında doçent, iki yıl önce profesör oldum. Evlilik yıldönümü de hatırlamam. Eşim de aynı şekilde. Dostlar arayıp hatırlatır…” Durumu tarihlerden çok olayların önemine konsantre olmasıyla açıklıyor.
“Rock’çu doçent”
Özyüksel’in müzik kariyeri akademistliğinden daha eskilere uzanıyor. İstanbul Erkek Lisesi’ndeki öğrencilik yıllarında Yes, Black Sabbath, Deep Purple dinleyerek başlamış müziğe. İlk gitarını 1969′da, orta bir öğrencisiyken harçlığını biriktirip almış. Lisede okul grubu ve kendi topluluğunda çalıyormuş: “Dersleri geriye çekip müzikte yoğunlaştığım yıllardı. Çok parlak bir öğrenci değildim. İyi müzik yapmaya çalışıyordum. Deep Purple’ı dinler, onlar gibi çalmaya çalşırdık.”
Okulun son yılında sınıf arkadaşlarıyla Milliyet’in liselerarası yarışmasında ödül kazanmış. Bach’ın “Partita 2″siyle düzenleme, “Köyden Kente Göç” adlı çalışmalarıyla Türkiye ikincisi olmuşlar.
Özyüksel’in müzik merakı 1970′lerin ikinci yarısında, üniversite günlerinde de sürmüş. Gitarıyla okulda konserler vermiş. “Cem Karaca’yla tanışmam benim için önemli bir olaydı. Selda ve Karaca’ya 50 günlük uzun bir Türkiye turnesine çıktık. Gitar eşliğinde bestelerimi söylüyordum. Turne Önemli bir deneyim oldu.”
Amatörlükten profesyonelliğe yöneldiği günlerde bir anda müzik macerasına, noktayı koyuvermiş. “Üniversiteyi bitirdiğimde kendime sordum, nasıl yaşarsam daha az mutsuz olurum, diye. Akademisyen olabilirdim. Bugünü anlamak için dünü çözmek gerekiyordu. Tarihçi olmaya karar verdim.”
Genç bilimadamı adayı 12 EylüPün karanlık günlerinde İstanbul’u terkedip Bursa’ya yerleşmiş. Uludağ Üniversitesi iktisat Fakültesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışmaya başlamış. Müziği bırakmasının gerekçesi ilginç: “İnsan yaptığı işte gerçekten iyi olmalı. Akademisyen olmaya karar vermiştim. ‘80 öncesinin sıcak politik ortamında gerekli formasyonu edinemediğimi düşünüyordum. Gitarımı hediye edip hızlı bir ‘eksik tamamlama’ programına başladım.”
Müzik virüsünün genç bilimadamının kanına yeniden girdiği tarih 1983. Okulda bir müzik kulübü kurulunca, ilgisini bilenler başkan tayin etmiş onu. Kulüpteki müzik sohbetlerinde besteler çalınıp söylenmeye başlanmış, konser projeleri geliştirilmiş. Grup kurup bir de isim vermişler: “Utopia.” Sonra kitap adından vazgeçilip Afşar Timuçin’den bir şiir başlığı seçilmiş:
“Işığın Yansıması.” “Grupta ben de gitar çalıyordum. Gazeteciler fotoğrafımı çekmiş. Ertesi gün elimde gitarla yerel bir gazeteye haber oldum. ‘Rock’çu Doçent’ diye başlık atmışlar. Çok rahatsız ediciydi. Bir hafta öncesinde yine bizim üniversiteden bir akademisyen “Rüşvetçi profesör” diye manşet olmuştu. Herhalde veliler çocukları için epey endişelenmiştir…”
Bugün artık akademik yaşamıyla müzik ilgisi arasında bağlantı kurulmasından eskisi kadar rahatsız olmuyor Özyüksel. İki ayrı alana ayırdığı zamanı birbirinden kesin çizgilerle ayırmış. Üniversitede yoğun bir tempoda çalışıp boş zamanlarını, gecelerini müziğe ayırıyor.
Kollektif müzikten yana
Müziği kendi öğrenmiş: “Kompozisyon ya da armoni dersi almadım. Çekirdekten derler ya, ben de öyle bir müzikçiyim.”
Gerektiğinde arkadaşlarından albümleri için destek alıyor. İstanbul Devlet Operası orkestra şeflerinden Serdar Yalçın fahri danışmanı. Kendi bestelerinden oluşan ilk albümü “Bir Çiçek Yılı Uzakta” böyle bir dost dayanışmasıyla hazırlanmış. Yeni albüm ise, grubu Işığın Yansıması’yla birlikte hazırladığı, tam bir takım çalışması ürünü. Bestelerini Uludağ Üniversitesi’ndcki öğrencileri, grup arkadaşları basçı Barlas Çevikus ve Murat Durmaz’la şekillendirmiş. Stüdyoya girdiklerinde yine Serdar Yalçın’dan destek almışlar.
“Birdenbire,” ilk albümle karşılaştırıldığında daha sert rock yaklaşımıyla, protest tavrıyla belirginleşiyor. “Bu ülkede protest olmadan yaşanamayacağını düşünüyorum” diyor
Ozyüksel. “Çok fazla sorunumuz var: İnsan haklan, demokrasi. İnsana dair herşeyle ilgiliyim, ilgiliyiz. Aşk, dostlukar, baskılar. Müziğimizde bir politik tavrımız var. Her tür baskıya karşıyız: Faşizme ya da şeriata.”
Marillion’dan Toto’ya, Rus Beşleri’nden Alevi türkülerine uzanan geniş bir repertuarı dinliyor, etkileniyor. “Sentez peşinde değiliz. İçimizden geldiği gibi, kural koymadan müzik yapıyoruz. Çalışmalarımızda tek iddiamız samimiyetimiz.”
Protest yaklaşımda estetik ölçütleri ön plana aldığını anatıyor. Örnek olarak l Mayıs 1986′da vurularak öldürülen 19 yaşındaki genç için Özcan Yurdalan’m şiirinden yola çıkarak yaptığı “Pembe Karanfilli Kız”ı gösteriyor. Şarkılarında şiirlerden yola çıkması da bu yüzden. “Sözü ustası yazsın, şarkıyı ustası söylesin” yaklaşımını savunuyor. Sözleri, şiir dilini çok melodik bulduğu Afşar Timuçin’e, vokalleri gitarcı Murat Durmaz’a bırakmış. O beste yapıyor, gitar çalıyor. Elinde daha şimdiden bir, hatta birkaç albüme yetecek kadar beste var.
Işığın Yansıması üyeleri gibi Ozyüksel de yeni albüm yerine düşüncelerini konserlerde yoğunlaştırmış. “Canlı” çalma heyecanını yaşayacağı etkinliklerin yolunu gözlüyor. Önümüzdeki günlerde konser duyurularında adlarına rastlayabilirsiniz. Belki müzikleriyle rock tarihinde devrim yaratmıyorlar, ama samimiyetleri adına onları dinlemenizi öneririz.